Yaklaşan Oda Seçimleri: Tıbbi Tarafsızlık mı, Tıbbi Başkaldırı mı?
Hekimlik bugün; performans kıskacı ile meslek onuru, sessizlik ile başkaldırı, "mesafe koymak" ile "yan yana durmak" arasında tarihsel bir eşikte duruyor.
Tabip odası seçimleri yaklaşırken, aday grupları sadece isimleriyle değil, iktidarın kuşatması karşısında nerede durduklarıyla tanımlayabiliriz. Bugün karşımızda birkaç farklı çizgide kristalleşen bir tablo var:
Sağlığın piyasalaşmasını bir doğa olayı gibi kabul eden, hekimi sadece bir "sağlık üreticisine" indirgeyen Piyasa Uyumu ve "İşletmecilik" Odaklılar; şiddeti güvenlikçi politikalarla, düşük ücreti ise sadece bir pazarlık meselesi olarak çözebileceğini sanan bu yapı, neoliberal dönüşümün sessiz taşıyıcısıdır. Onların hemen yanında, mesleği toplumsal bağlamından koparıp sadece teknik bir işe ve maaş hesabına hapseden Teknisyen ve "Sadece Özlük Hakçı" Olanlar durmaktadır. Sağlığın politik doğasını gizleyerek, hekimi sistemin içinde yalnızlaşmış bir "teknisyene" dönüştüren bu yaklaşım, hekimliğin toplumsal özne olma vasfını yok saymaktadır.
Bir başka grup olan Defansif-Gelenekçi ve "Ulusal Çizgiye" Sığınanlar ise kendilerine konforlu bir alan yaratan, ancak barıştan ve hak mücadelesinden uzaklaşarak kapitalizmin yıkıcı etkilerine karşı "ulusal reflekslere" sığınan yapıdır. Oysa bilinmelidir ki; barıştan uzaklaşarak, iktidarın çizdiği güvenli limanlara sığınarak iyi hekimlik yapılamaz.
Burada asıl yol ayrımına girmiş olan iki kesim ise şudur:
Söylemde ilerici olan ama seçim kazanmak uğruna Kürt siyasetiyle mesafe koymayı, dayanışmayı bir "seçim yükü" gibi görmeyi strateji sanan Taktiksel Sol ve "Mesafe" Arayanlar, yukarıdaki ulusalcı damar ile derin bir temas ve ortak bir zemin halindedir. Bu grup, kendisini savunmak için "tıbbi tarafsızlık" ve "iyi hekimlik" kavramlarını birer güvenli liman gibi kullanmaktadır. Oysa bu kavramlara sığınarak yaratılan "tarafsızlık" illüzyonu, aslında iktidarın ulusalcı sınırları içerisinde kalma çabasıdır.
Cem Terzi'nin de belirttiği gibi:
"Kazanmak için kimlerden vazgeçtiğiniz, nasıl bir geleceğe razı olduğunuzu belirler."
Bu bir taktik değil, bir hafıza kaybıdır. Sınıf siyasetinin yerini seçim matematiğine bıraktığı her durumda, sol kendi varlık nedenini inkâr eder. "Mesafe" adı altında kurulan bu siyaset, aslında egemen ideolojinin sınırları içinde kalmanın başka bir biçimidir.
Buna karşın, hekimliği emek, demokrasi ve ekoloji ile kopmaz bir bütün gören; savaşa karşı barışı, yoksulluğa karşı eşitliği poliklinik odasından sokağa kadar savunan Etkin Demokratik Hekimler ve "Yaşam Savunucuları"dır. Onlar hekimlik etiğini sadece poliklinikte değil; savaşın yıkımında, yoksulluğun hastalık ürettiği mahallelerde ve doğa talanının yaşandığı her yerde tanımlarlar. Etik sorumluluğu pasif bir tarafsızlık değil, yaşamı tehdit eden her türlü eşitsizliğe karşı aktif bir "Tıbbi Başkaldırı" olarak görürler.
Neoliberal Dönüşüm: Sağlığın Meta, Hekimin "Artık Değer" Üreticisi Olması
Oysa mesele, kimin yöneteceğinden çok daha derindir: Hangi hekimlik anlayışının egemen olacağıdır. Kapitalist sistemde sağlık bir "hak" değil, alınıp satılan bir metadır. Son kırk yılda yaşanan dönüşüm, hekimi kamusal bir aktör olmaktan çıkarıp, sermaye birikimi için "artık değer" üreten yabancılaşmış bir işçiye indirgemiştir.
Bu yeni düzende hekim; kendi emeğine, hastasına ve özüne yabancılaşmıştır.
Performans sistemi, hekimin emeğini parçalara ayırarak onu bant sistemindeki bir fabrikada çalışan bir "sağlık işçisine" dönüştürür. Hekim, baktığı hastada insanı değil, sermaye için "puanı" görmeye başladığı an, bu sınıfsal sömürünün bir parçası haline gelir. Hasta ise artık müşteri haline getirilmiş; talep eden, yönlendirilen ve sömürülen bir özneye dönüşmüştür.
Güvensizlik, şiddet ve yabancılaşma; sistemin arızası değil, doğrudan sınıfsal üretim ilişkilerinin ürünüdür.
Tıbbi başkaldırı sadece biyolojik bir iyileştirme değil; hastalığı yaratan sömürü mekanizmasını ifşa etmektir. Biliyoruz ki; tüberküloz sadece bir bakteri değil, yoksulluğun sonucudur. Meslek hastalıkları sadece teknik bir kaza değil, sermayenin işçi bedenini tüketmesidir. Kanser sadece hücresel bir bozulma değil, doğanın kâr hırsıyla talan edilmesinin bedelidir. Bu yüzden bizim başkaldırımız gündelik dirençle başlar:
5 dakikada bir hasta bakma dayatmasına karşı çıkmak, emeğimizin sermaye tarafından gasp edilmesine karşı durmaktır; etik ve sınıfsal bir başkaldırıdır.
Giderlerse gitsinler denilerek değersizleştirilen emeğimize sahip çıkmak, hekimin bir "sağlık kölesi" olmayacağını, emeğine sahip çıkan bir özne olduğunu ilan etmektir; tıbbi bir başkaldırıdır.
Şiddeti sadece güvenlik önlemleriyle değil, hekimi ve hastayı karşı karşıya getiren bu sömürü düzeninin köklerini göstererek durdurmak bir başkaldırıdır.
Hekimlik yalnızca tedavi etmek değil; zararın kaynağını, yani sermayenin sınırsız kâr hırsını tanımak ve ona karşı konum almaktır. 1,5 milyon çocuk işçisinin olduğu bir düzende "tarafsızlık", bu sömürünün sürdürülmesine verilen ideolojik bir onaydır. Böylesi bir tabloda iyi hekimlik yapılabilir mi? Hekimlik etiği ve değerleri sürdürülebilir mi? Sağlığın belirleyicileri yalnızca biyoloji ya da sağlık hizmetinin kendisi değildir; asıl belirleyici olan toplumsal eşitsizliklerdir. Çocukların çalıştığı bir ülkede, hastalık yalnızca klinikte değil, bizzat toplumsal düzenin içinde üretilir.
Önümüzdeki oda seçimleri, basit bir yönetsel tercih değildir. Bu seçimler; hekimliğin piyasa için mi yoksa toplum için mi yapılacağını belirleyecek tarihsel bir eşiktir. Etkin Demokratik Hekimler geleneğiyle TTB ve Tabip Odaları'nda şekillenen bu sol damar, nötr bir zeminde değil; yoğun baskı ve şiddet koşullarında doğdu.
Korku, hiçbir zaman hakikatin yerine geçemez.
Tarafsızlık mümkün değildir. Sessizlik bir tercihtir ve her tercih, sermayenin veya yaşamın tarafını güçlendirir.
Soru açıktır: Hekimlik, kimin için yapılacak?
Nasır NenasırÇağdaş Hekimler olarak, Hekim Kamuoyuna
"Ankara Tabip Odası seçimlerinde solda iki liste" gündemi ile ilgili Çağdaş Hekimler olarak uzun ama gerekli bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyoruz.
Uzun yıllardır Çağdaş Hekimler'i desteklemiş pek çok meslektaşımızın, sağduyuyla dile getirdiği "ayrışma olursa oy kullanmaya gelmeyiz" uyarısına kulak vererek uzlaşı çabalarını bugüne değin sürdürdük. Ne var ki ayrışan arkadaşlarımız, bizim tespit ettiğimizden farklı olarak, kendi oy tabanlarının önemli bir bölümünün ortaklaşma istemediğini ve ortaklaşma olursa oy vermeyeceklerini görüşmeler esnasında ifade etmiş oldu. Artık, temel olarak farklı bir tabana hitap ettiğini anladığımız bu tutum karşısında, uzlaşıya dönük çabalarımız sonuçsuz kalmış oldu.
Bu süreçte uzlaşı zeminini de dinamitleyecek şekilde, hakkaniyet sınırlarını aşan, dışlayıcı ve AKP iktidarının muhalefeti kriminalize etmek için kullandığı yöntemlere göz kırpan söylemlerin devreye sokulmasını kınıyoruz. Kırk yıla dayanan mücadelemiz boyunca iktidarlar tarafından Çağdaş Hekimler'e yöneltilen yaftalayıcı dilin, bugün seçim kazanma uğruna ve gerçekler tahrif edilerek ayrılan grup tarafından da Çağdaş Hekimler'e yöneltilmesi uzun vadede hepimize kaybettirecektir.
Bir taraftan bu söylemler devreye sokulurken öte yandan yaşananları yakından izleme şansı olmayan, Ankara'nın aydın, demokrat, seküler hekimlerinin oyunu alabilmek adına çağdaş hekimler isminin; başına "Ankara" sonuna "bir şey yapmalı" gibi ekler getirilerek kullanılması ise apayrı bir etik problemdir.
Bu tarz, bu istikamet, hekimleri; muhalefetin sonunda "cam tavanı" kırmasıyla sonuçlanan, yarınlara dair umudumuzu diri tutan birleştirici istikametinin tersi yönüne davet etmektedir. İktidarın ekmeğine yağ sürmektedir.
Kitle nezdinde daralma ve siyaseten etki yitiminin sorumluluğu hepimizdedir ve geçtiğimiz dönem Çağdaş Hekimlerin listesini çekerek destek verdiği grubun reçeteleri de sadece kağıt üstünde kalmıştır. Aday listemizin ilanı sırasında bunları ifade etmiş ama kamuoyu önünde derin bir karşıtlık yaratmamaya özen göstermiştik. Buna karşılık, sürekli yeni günah keçileri üreterek sürdürülen, "şekli" arınma hamleleri daha fazla küçülme dışında hiçbir sonuç üretmeyecektir, bugüne kadar üretmemiştir, üretemez.
Ayrıca bu tutumu sergileyen arkadaşlarımız Türkiye genelinde İstanbul başta olmak üzere birçok büyük tabip odası seçimlerinde hala Çağdaş Hekimler/ Etkin Demokratik TTB hareketiyle birlikte davranmakta, ortak listeler çıkarmaktadır. Bu durum Ankara özelinde devreye sokulan yöntemin tehlikeli bir taktikten ibaret olduğunu da göstermektedir. Ankara ve seçilmiş bazı diğer odalarda yürütülen bu ayrışma programına Çağdaş Hekimler/ Etkin Demokratik TTB hareketi ülke genelinde sorumlu bir tutumla yanıt verdiği için hekim hareketi henüz büyük bir yarılmanın içine sürüklenmemiştir.
Özellikle vurgulamak isteriz ki, oluşum biçimine ve izlediği siyasal hatta eleştiri yönelttiğimiz listede, uzun yıllardır birlikte çalıştığımız ve bundan sonra da birlikte çalışmak istediğimiz, Çağdaş Hekimler'e emek vermiş çok değerli arkadaşlarımız da bulunmaktadır. Mevcut tablonun detaylarından onların da bütünüyle hoşnut ve hatta yer yer haberdar olmadığını biliyoruz. Bu nedenle arkadaşlarımıza, tüm hekim kamuoyu önünde açık çağrımız; tabip odasının olası kaybını dahi gölgede bırakacak kadar ağır sonuçlar doğurabilecek, hekim hareketinde derin yaralar açacak bu tutumların parçası olmamalarıdır.
Bizler hekim hareketinin gelenekten geleceğe uzanan çizgisinde yol alırken, tabip odaları ve TTB'de parçası olmaktan gurur duyduğumuz birikimleri ileride nostaljiyle anmak istemiyoruz. İktidarın elini attığı her alanda olduğu gibi değerlerimizi aşındırmasını çaresizce seyretmek istemiyor, bunun için elimizden geleni yapacağımızı tekrar ifade ediyoruz. Tüm meslektaşlarımızı bu hedefle 12 Nisan Pazar günü zafer şarkılarımızla özdeşleşen Morfoloji kantininde Çağdaş Hekimler listesine destek olmaya çağırıyoruz.
Saygılarımızla
Çağdaş Hekimler Grubu
Gelenekten, Geleceğe...
Hekimlere Çağrı
Değerli Meslektaşlarımız,
Demokratik bir düzende haklarımıza kavuştuğumız, baskı, şiddet ve sömürünün olmadığı; eşit, özgür, laik, bilimsel ve kamucu-toplumcu bir sağlık düzeninin mümkün olduğu bir ülke özlemiyle sesleniyoruz. Bugün Türkiye'de sağlık ortamı, uzun yıllardır uygulanan piyasacı ve ticarileştirici politikalar nedeniyle ağır bir tahribat altındadır. Sağlık, bir toplumsal hak olmaktan çıkmış, hekimler ucuz iş gücüne, hastalar ise müşteri konumuna itilmiştir. Bu tablo biz hekimlerin kabul edebileceği bir tablo değildir.
Bizler biliyoruz ki sağlık barınmadan beslenmeye, eğitimden güvenliğe kadar uzanan bütünlüklü bir toplumsal iyilik halidir. Yoksulluğun derinleştiği, güvencesizliğin arttığı, adalet duygusunun zedelendiği bir ülkede ne toplum sağlıklı olabilir ne de hekimler mesleklerini onurla ve güven içinde sürdürebilir.
Bugün ödediğimiz vergiler, primler ve katkı paylarıyla defalarca yeniden finanse edilen bir sistemin içinde özne olan herkes tükenmektedir.
Sağlıkta şiddetin artışı, güvencesiz çalışma, performans baskısı, mobbing, bitmeyen nöbetler ve değersizleştirilen emek mevcut sağlık politikalarının kaçınılmaz sonucudur. Hekimler güvenli koşullarda çalışmak, mesleklerini bilimsel ve etik değerlerle icra etmek isterken; sistem bizi sayılara, puanlara ve kârlılık hesaplarına sıkıştırmaktadır. Piyasa mantığının en kırılgan hayatları nasıl tehdit edebildiğini yenidoğan skandalı en acı şekilde yeniden göstermiştir.
Kadınların bedenlerine ve seçimlerine yapılan müdahalelerin, kadınlar ve LGBTİ+'ların sağlık hakkına erişimde yaşadığı sorunların, emekçilerin işçi sağlığı ve güvenliği alanında karşı karşıya kaldığı ağır tablonun, bu tablonun başta mülteciler ve tüm ezilen kimlikler söz konusu olduğunda katmerlendiğinin farkındayız. Bunların hiçbiri kader değildir.
Birinci basamakta aile hekimleri artan iş yükü ve azalan alım gücüyle yalnız bırakılmıştır. ASM'ler kamusal mekânlar olmaktan çıkarılıp kiralık alanlara dönüştürülmüş, sağlık hizmetinin yükü hekimlerin omuzlarına yıkılmıştır. Üniversitelerde tıp eğitimi nitelik kaybı artık bir riski değil gerçekliği ifade etmekte, asistan hekimler ağır çalışma koşulları altında eğitim hakkından feragat etmeye zorlanmaktadır. Son dönemde tüm hekim camiasını etkileyen asistan hekim intiharları, bu düzenin artık insani bir yıkım yarattığını; "dayan" denilerek normalleştirilemeyecek bir yalnızlık ve çaresizlik ürettiğini açıkça ortaya koymuştur.
Özel hekimlik alanı ve serbest çalışan hekimler yoğun bürokratik baskılarla kuşatılmıştır. Özel hekimliğe dönük maliye baskısı ve cezalandırıcı uygulamalar, hekimliği "suç şüphesi" altında icra ettiren, mesleki bağımsızlığı zedeleyen bir iklim yaratmaktadır. Emekli hekimler ise yılların emeğine yakışmayan, yoksulluk sınırının altında maaşlara mahkûm edilmektedir.
Biz, Çağdaş Hekimler olarak, bu gidişata itiraz ediyoruz. Sağlığın kamusal-toplumsal bir hak olduğunu savunuyoruz. Şehir hastaneleri ve AVM tipi sağlık anlayışına karşıyız. Sağlık emekçilerine yönelik şiddetin ve mobbingin karşısındayız. Güvenceli çalışma, insanca ücret, nitelikli eğitim ve emeklilikte onurlu yaşam hakkı istiyoruz. Doğanın, kentin ve toplumun sağlığını birlikte savunuyoruz.
Biliyoruz ki bu sorunlar bireysel çabalarla, yalnızca iyi niyetli görüşmelerle çözülemiyor, çözülemez. Çözüm, meslek odamızda yan yana gelmekten, sözümüzü birlikte söylemekten ve haklarımız için örgütlü mücadele etmekten geçiyor. Umutsuzluğa teslim olmayacağız. Bu düzen değişebilir ve değişmelidir. Hekimlerin bilgisi, emeği ve örgütlü gücüyle daha adil, daha özgür, daha kamucu-toplumcu bir sağlık sistemini yeniden kurmak mümkündür.
Tüm meslektaşlarımızı, Ankara Tabip Odası'nda bu mücadeleyi birlikte büyütmeye, yönetime katılmaya, sözünü ve gücünü örgütlemeye çağırıyoruz. Hekimlerin gücü, hekimlerle güçlü olacak!
Saygılarımızla
02 Mart
Aday Tanıtım
⌖ Mülkiyeliler Birliği
11 - 12 Nisan
Ankara Tabip Odası
Olağan Seçimli Genel Kurulu




Yönetim Kurulu Adaylarımız

Dr. Ayşe Gültekingil

Dr. Erkan Sümer

Dr. İrfan Serdar Arda

Dr. F. Güvenç Baran

Dr. Güleser Karakoç

Dr. Serap Şahinoğlu Kuş

Dr. Umut Dilegelen
Onur Kurulu Adaylarımız

Dr. Ceren Göker

Dr. D. Yaşar Çalışkan

Dr. Vahide Bilir Özban

Dr. Recep Kar

Dr. Nursel Şahin
Denetleme Kurulu Adaylarımız

Dr. Gül Usar Yıldız

Dr. Sinan Cem Uzunget

Dr. Şefik Zan
TTB Büyük Kongre Delege Adaylarımız

Dr. Ahmet Karer Yurtdaş

Dr. Ali Karakoç

Dr. Ali Polat

Dr. Aysel Ülker

Dr. Çağrı Mesut Temuçin

Dr. Deniz Erdoğdu

Dr. Esin Şenol

Dr. Filiz Ak Azar

Dr. Gamze Özçürümez Bilgili

Dr. Gül Bakır

Dr. Gülgün Kıran

Dr. Haluk Aktaş

Dr. Hasan Karadağ

Dr. İlkay Çelik

Dr. Nüket Örnek Büken

Dr. Onur Erden

Dr. Orhan Odabaşı

Dr. Önder Okay

Dr. Vedat Bulut

Dr. Volkan Akmetmetoğlu
Çağdaş Hekimler olarak Ankara Tabip Odası seçimlerinde aday listemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
— Çağdaş Hekimler (@cagdas_hekimler) March 29, 2026
Demokratik, katılımcı ve mücadeleci bir tabip odası için yola çıktık.
Mesleki bağımsızlığımızı, emeğimizi ve toplum sağlığını savunmak için buradayız.
11-12 Nisan’da birlikte… pic.twitter.com/cKBlZkRe7Y
Bize mesajınızı iletin!
Çağdaş Hekimler olarak Ankara Tabip Odası seçimlerinde aday listemizi kamuoyuyla paylaşıyoruz.
— Çağdaş Hekimler (@cagdas_hekimler) March 29, 2026
Demokratik, katılımcı ve mücadeleci bir tabip odası için yola çıktık.
Mesleki bağımsızlığımızı, emeğimizi ve toplum sağlığını savunmak için buradayız.
11-12 Nisan’da birlikte… pic.twitter.com/cKBlZkRe7Y
Fotoğraf/Video Galerisi
Basında Çağdaş Hekimler



